Tarih: 25.01.2026 12:15

ÇETİN AY; AVRUPA’DA AİDİYET, SORUMLULUK VE ORTAK DEĞERLER ÜZERİNE

Facebook Twitter Linked-in

Avrupa'da yaşayan Türk toplumunun bugün ulaştığı konum, artık geçici bir göç deneyimiyle tanımlanamayacak kadar derin ve çok boyutludur. İş dünyasında, sivil toplumda ve sosyal hayatta ortaya çıkan bu yapı; üretkenlik, kurumsallık ve karşılıklı saygı temelinde şekillenmiş güçlü bir toplumsal varlığı ifade etmektedir.

Bu yaklaşımı temsil eden isimlerden biri olan Çetin Ay, Avrupa'da ve dünyanın birçok ülkesinde yürüttüğü faaliyetlerle diasporanın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda insani ve kültürel bir değer taşıdığını göstermektedir. Ortaya koyduğu çizgi, bulunduğu her ülkede katkı üretmeyi, bulunduğu her toplumla sağlıklı ve kalıcı bağlar kurmayı esas alan bir anlayışı yansıtmaktadır.

Avrupa'da imkânların genişliğine rağmen yönünü köklerinden ayırmayan bu duruş, aidiyeti bir nostalji değil, yaşayan bir sorumluluk olarak ele alır. Kazanılanı yalnızca bugüne değil, gelecek kuşaklara aktarılacak bir emanet olarak görür. Değerlerin, ahlakın ve toplumsal hafızanın torunlara miras bırakılması, bu anlayışın merkezinde yer alır.

Bu yaklaşımda dil sakindir, tutum kapsayıcıdır. Ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştiren değil ortaklaştıran bir bakış hâkimdir. Farklı kültürlerin bir arada yaşayabileceği fikri savunulur; bunun toplumsal bir zenginlik olduğu vurgulanır. Avrupa toplumlarıyla kurulan ilişkilerde karşılıklı güven, saygı ve denge doğal bir zemin olarak öne çıkar.

İş dünyasına bakışı da bu çerçevede şekillenir. Üretim, istihdam ve ekonomik katkı; sosyal sorumlulukla birlikte anlam kazanır. Gençlerin eğitimine, mesleki gelişimine ve toplumsal hayata katılımına verilen önem, bu bütüncül yaklaşımın doğal bir sonucudur. Yurtdışında zor durumda kalanlara destek olmak, gençlerin önünü açmak ve çözüm üretmek sessiz ama etkili bir sorumluluk alanı olarak görülür.

Sivil toplum kuruluşlarının rolü bu tabloda özel bir yer tutar. Kurumsallık, ortak akıl ve süreklilik vurgusu; toplumsal dayanışmayı güçlendiren temel unsurlar olarak ele alınır. Bu yapı, yalnızca Türk toplumuna değil, yaşanılan ülkelere de değer katan bir denge unsuru haline gelir.

Ortaya çıkan bu duruş; Türk toplumuna, Avrupa kamuoyuna ve uluslararası çevrelere açık bir mesaj taşımaktadır. Birlikte yaşamanın mümkün olduğu, farklılıkların çatışma değil uyum üretebileceği ve ortak geleceğin ancak sağduyuyla kurulabileceği fikrini güçlendirmektedir.

Sessiz, ölçülü ve kalıcı bir etki üreten bu yaklaşım; insanı merkeze alan, kapsayıcı ve evrensel bir sorumluluk anlayışını temsil etmektedir. Bugünün Avrupa'sında giderek daha fazla değer kazanan bu çizgi, yalnızca bir başarı hikâyesi değil, aynı zamanda ortak yaşam kültürüne dair güçlü ve saygın bir örnek olarak öne çıkmaktadır.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —