Bostancı escort Ataşehir escort kadiköy escort ümraniye escort anadolu yakası escort Pendik escort Kurtköy escort pendik escort kurtköy escort maltepe escort kartal escort kartal escort kadikoy escort anadolu yakası escort anadolu yakası escort kadiköy escort
Ataşehir escort Kadıkoy escort Bostancı escort Bostancı escort ümraniye escort Kartal escort Kartal escort Kartal escort Maltepe escort Maltepe escort Maltepe escort Pendik escort Ataşehir escort Kadıkoy escort Pendik escort Antalya escort Antalya escort buca escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort

escort bayan escort bayan escort bayan escort bayan escort bayan wm forum

olabahis

eurocasino

vdcasino bonusları

supertotobet giriş

izmir escort bayan izmir escort bayan izmir escort bayan escort izmir izmir escort bayan denizli escort mersin escort bayan izmit escort bayan kayseri escort bayan
Tipobet365 Giriş

ankara escort

Eğitim

 Tarih: 26-01-2021 18:28:53
ZEYNEP GÜLCAN DURMUŞ

      Çin atasözünde;" Yüzyıl sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir." Allah, Eşref-i mahlukat olarak; akıl, fikir, düşünce, konuşmak üretmek geliştirmek, birikimlerini bir sonraki nesle aktarmak, yazmak çizmek vb. özellikleri ile sosyal bir varlık olarak insan (adem) ı yaratmış. İnsanoğlu ilkel çağlardan modern çağa, bu günlere gelmiş. Bu kolay olmamıştır. İnsanlığın tarihini M.Ö ve M.S ( Hz. İsa’nın doğumu öncesi ve sonrası) diye ikiye ayırmak suretiyle, ilk dönem, ilkel çağ olarak M.Ö.5 bin,7 bin yıllarına kadar inebilirken,  bilinen geçmişimiz ve ilk yaradılış efsanemiz hala muamma. Darvin diye biri çıkmış dine dogmatik yaratılış felsefesine aykırı bir fikir olarak, insan konuşan bir hayvan, tek hücreli bir canlıdan kendini geliştirerek hayvandan (maymundan) türediğini teori olarak ortaya atmış. Bugün bile hala ispatlanamamış ama bilim alanında fikir olarak damgasını vurmuş, tazeliğini koruyor.

      Bilimsel olarak bilinen insanlık tarihi 2 bin yıllık M.S ile 7 bin yıllık M.Ö olarak hesaplarsak geçmişten bu güne 90 asır yani 9 bin yıl diyelim. Oysa dünyanın yaşını hesaplayan bilim adamları 6 milyar yıl tespitinde bulunmuşlar. İlime, bilime, insan zekasına, insan kabiliyetine, bilim adına inanmak zorundayız. Bütün medeniyetler inanç üzerine kurulmuş. Ama inançsız ateist bir medeniyet kurup ta tarihe mühür vuran hiç bir medeniyet keşfedilmemiş.  İlginç değil mi? Ateist felsefenin kurucusu Darvin ve onun avaneleri acaba bunu biliyor mu? Hiç sanmıyorum. Alimi cahil, cahili alim geçinen insanlık. Kime ne diyelim? Kimi suçlayalım?  Kimi kime şikayet edelim. Bilim adına inançlı insani küçümseyen hor ve hakir gören, inanç adına iman adına inanmayanı kafir, ateist diye dışlayan ve bunu imani bir kazanım olarak inanmayanı küçümseyen, kibir gurur vesilesi edinerek şeytanlaşan, bilim insanları.  Heyhât heyhâaaat... nerden nereye? 

     İnsan-ı kamil olgunluğu için çok ama çok daha yol kat etmemiz gerekiyor. Sosyal insan, modern insan, demokrasiyi insan haklarını sinesine sindirmiş muasır insana erişmek için, henüz emekleme aşamasındayız desem, sanırım demogoji yapmış olmam. İnsan: yaşayan dünya dinleri ufkundan Hz. Âdemle var olmuş ve bizim inanç mefkuremizde Adem yaratılmış ve yaratan tarafından bilgi ile donatılarak kainattaki bütün varlıkların ismi öğretilmiş ve de 10 suhufluk bir kitap verilerek okuma yazma kabiliyeti de yaratan Allah tarafından insana(Adem’e) öğretilmiş. Kim bilir belki de çivi yazısı diye bildiğimiz bugünkü keşfedilmiş ilk yazı Allahın insanlığa öğrettiği ilk yazı. Hammurabi kanunları diye bildiğimiz ilk yazılı anayasa belki de o 10 sahifelik suhufdan alındı. Bilmiyoruz, bilinecek bir şey de değil.

     Ön yargı ve “Benim inancım hak, diğerlerininki batıl.” diyerek ötekileştirme hastalığından kurtulabilirsek. İlimle irfanı, akılla bilimi, bilimle inancı iyi harmanlamak gerekir. Bugün için çok zor, ama başarmak için biraz azim, biraz gayret yeterli. Ümitsizlik yok, insan gelişmeye eğitmeye, eğitilmeye müsait yaratılmış. Milattan önce insanın inancı, ölümden sonraki hayat, cennet cehennem vaat ve sonsuz yaşam itikadı, firavun piramitlerini imar ettirmiş. Bugünkü bilim bile hala sırrını çözememiş, gizemini koruyor. Sözde modern bilim çağı, iletişim çağındayız. Uzayı paylaşma peşindeyiz. Ufkumuzu mavi semalara dikmek çok güzel. İnsanlık hayrına süper bir ufuk, çok gizemli bir bilim alanı. Atatürk ün "İstikbal göklerdedir." sözü, Türk Milletinin özünü ve bilimsel zekasını keşfetmek ve yüceltmek adına anlayan zihinler için, beyinler için azıcık düşünmek yeter sanırım.

     Eğitim dedik, insanı eğitmek en zor iştir. Öyle ki, su yumuşak esnek haliyle yalçın kayaları yontmak ta oymakta o kadar maharetlidir ki aka aka yılmadan usanmadan bunu başarır. Bu yalçın kayanın, suyun azmine boyun eğmesinden insanı eğitmek daha zordur. Cumhuriyetimizin 100 üncü yılının arefesinde olduğumuz şu günlerde. Yüzyıl önce bu cumhuriyet kurulurken nasıl bir hedef, nasıl bir ülkü hedeflediler. Nasıl bir cumhuriyet kurdular, gelecek nesillere nasıl bir cumhuriyet emanet ettiler? Biz bu emanete sahip çıkabildik mi?  Kurucu liderimiz; “İstikbal göklerdedir.” derken onun kurduğu uçak fabrikası nerede şimdi? Onun gençliğe hitabesinde vurguladığı kuvvet, kudret, asil kan nerede? Sorgulamayan biat etmiş bir toplum. Hani kurucu liderimiz muasır milletler seviyesi demişti emanet ederken. Hani o demokratik, özgür düşünen bir tolum, vicdanı hür fikri hür bir toplum emanet etmemiş miydi?

     Hani hamaseti iyi beceriyoruz. Yiğidin hakkını vermek lazım.  Dünya eğitim sıralamasında nal topluyoruz. Neden? Liyakat ı yok ettik de ondan. Geçmişte var mıydı? Ezanı Türkçe okuttuk cebirle, cebren. İnsanları inancından dolayı yobaz gerici örümcek kafalı diye hor ve hakir gördük. Bunu devlet politikası haline getirdik. Acaba dünyada var mı bizim gibi geçmişiyle kavgalı, inançlarla kavgalı bir ülke. Yüzde 99 u müslüman bir ülkede ezanı Türkçe okutmak ne demek? Devletin enerjisini hoyratça kullanana kadar insanları ilimle irfanla bilgi ile donatıp bilim insani yetiştirseydik ne kaybederdik. 28 şubat ta başörtülü insanların başını açtırmak için insanlık dışı, devlet gücünü fuzuli yere israf etmekle ne kazandık. İnsanların şekline giyimine kuşamına takılana kadar, enerjimizi eğitime, bilime neden veremedik. 28 şubat garabeti ne kazandırdı bu ülkeye. Ergenekon safsatası, cumhuriyet mitingleri ne kazandırdı? Bizi çıkardı mı muasır medeniyet seviyesine? Var mı evet diyecek bir yiğit?  Yürek ister. Bugün dünün kopyası. Dün Osmanlı geçmişimle sorunlu cumhuriyet dayatması, bu gün cumhuriyetle intikam hevesli muktedirlik kavgası. Fetö’nün kumpasları ne kazandırdı, ne kazandıracak?                  

     Her milletin her devletin ortak değerleri vardır. Din birliği, dil birliği, ülkü birliği, mukaddes değerleri, ortak hedefleri amaçları vardır. Ahlaklı, erdemli, saygılı, büyüğüne hürmetkar, küçüğüne sevgi şefkat besleyen bir toplum bütün devletlerin milletlerin olmazsa olmazıdır. Bunlar eğitimle nesilden nesile aktarılmak suretiyle olgunlaşır, gelişir. Toplumsal adet, anane, gelenek, töre ve kültür oluşur. Bu oluşan değer ortak mayamız, özümüzdür.  Muasır milletler seviyesine erişmek hedefimiz, gelişmiş devletlerin refah seviyesi amacımız. Ne kadar masum ne kadar saf ve duru bir düşünce değil mi? Bence değil!...

     Geçmişimizi inkar etmeden dini, milli değerlerimizle barışıp, milli ve yerli hamaseti yapmadan, günü birlik siyasete geleceğimizi ipotek etmeden, Orta Asya dan gelen Türklük şuurumuzu, İslamdan aldığımız maneviyatımızı ilimle irfanla yoğurup, işi ehline liyakat esasına dayanan bir anlayışla birilerini örnek değil, birilerine örnek olma bilinciyle taklitlere değil de müreffeh medeni gelişmiş toplumların teknolojisini daha ileriye götürmek ülküsü ile örnek olma bilinciyle hareket edersek başarırız.

     Liyakati yok, edip ilahiyatı öne alıp devleti tekelleştirerek asla bir yere varamayız. Şimdiki ilahiyatçılar biat kültürü ile yetişir, ayet hadis ikileminde girdap gibi döner, maneviyat açısından güzeldir ama teknik değildir, etik de değildir. Bize Aristo’nun eserlerini tercüme eden ilk dönem ilahiyatçılar gerek. Çünkü Farabiler, Harizmi’ler, Cezeri’ler, Sinanlar Kanuni’ler o birikimle bilim insani oldular. Tübitak a ilahiyatçı, ekonomiye ilahiyatçı, okula, okul idaresine ilahiyatçı atayarak bir yere gelemeyiz. Geldiğimiz nokta meydanda. Ekonomik kriz, edep dışı, adap dışı sorumluluktan uzak, tüketmesini bilen, üretmekten haberi olmayan bu günkü gençliğimiz. İlk ve ortaokullara kadar indirgenmiş uyuşturucu bağımlısı, tinerci eli sopalı silahlı nesil. Zenginler çoğalmış, fakirler de çoğalmış, milli gelir yükselmiş, geniş halk kitlelerine hiç yansımamış. Taşeronların emrinde 2 bin tl maaşa özgür köleler toplumu oluşmuş. "Biz geleli Türkiye de grev olmuyor" ne kadar kulağa hoş geliyor değil mi? Hak aramak ne kadar hor ve hakir hale getirilmiş.

    Bu ülkenin meslek liseleri, teknik liseleri, fen liseleri, edebiyat liseleri var mı? Var. Bu ülkenin üniversiteleri var mı? Var. Hem de her ilde en az bir tane. Bunlar ne iş yapar. Bu ülkeye beyin yetiştirir, elaman yetiştirir. 28 şubatta inançlı kesimi linç eden sefil güruhla, bu gün 28 şubatın intikamını alır gibi ilahiyat ve imam hatip mezunlarını üst düzey bürokrat yaparak mı demokratik sosyal devlet modern muasır medeniyet, gelişmiş ekonomiye erişeceğiz. Geldiğimiz nokta!.. Ayna karşımızda.  İlk ve ortaokuldan liseye, üniversiteye kadar bireysel sorunlardan ailevi sorunlara, ailelerden apartman sorunlarına, apartmanlardan mahallelere, mahallelerden şehirlere, şehirlerden ülke sorunlarına eğilmek gerekir.

     Doğrusu merak ediyorum.   Her okulumuzda kaç tane pdr mezunu öğretmen görevli? Kaç tane psikiyatri uzmanı var? Kaç tane aile ve sosyal danışman rehber var? Adliyelerde belediyelerde milli eğitim bünyesinde kaç tane sosyolog var? Topluma yön verecek ufuk açacak toplumun ayaklarını yere sağlam bastıracak kaç tane sosyolog var? Bu okulları niye açtınız. Bir üniversite çıkmış parayla aile danışmanlığı, yaşam koçluğu, eğitim koçluğu vb sertifika veriyor, siz neredesiniz devlet-i ali? Ne pazarlıklarla birilerini ihya etmeyi şiar edindiniz. Eğitim bu mu? Oysa taş atana gül atmayı, çamur atana can olmayı deneseniz, Yunus gibi sevmeyi bilseniz, Mevlana gibi hoş görmeyi bilseniz, Hz. Ömer gibi kötülük edene iyilik edebilmeyi öğrenseniz, toplumu ayrıştırmayı değil de birleştirmeyi ilke edinseniz. Çok şey emin olun kendiliğinden aşılacak.

      İlimde de, bilimde de sosyal alanda da, demokrasi, insan hakları alanında da teknolojik gelişme alanında da bu millet örnek millet olacak.  Yeter ki fırsatlar verin, bu milletin evlatlarına biat ettirmeyin, sıra dışı düşünmeyi de yeğleyin. Bu milletin çekirdeği zekidir. Cami derslerinde bir çocuk soruyor hocam Allah kendinden büyük taş yaratabilir mi? Hoca şaşırıyor! Düşünüyor! Yaratamaz dese Allah’ın yaratma gücünü inkar edecek. Yaratır dese bu imkansız inandırıcı olmayacak, havada kalacak. Evladım sen babandan kaç yaş büyüksün diyor. Çocuk nasıl olur hocam, ben babamdan büyük olamam. E o zamanda Allah dilediğini yaratır. Kendinden öncesi yoktur, sonrası da olmayacak ezelidir, ebedidir. İşte akıllı çocuk, bilge imam toplum böyle gelişir. Din gelişmeye engel değil. İlahiyatçı bürokraside gelişmeye atılıma yeterli değil. Emaneti ehline vermek gerek. Sindirerek değil, korkutarak değil. İrfan vererek gelişiriz, güçleniriz.

“Eğitim görmüş bir halkı bir yöne sevk etmek kolay, sürüklemek güçtür; idare etmek kolay, köleleştirmek imkânsızdır.” (Brougham)

Başarmak için ümitliyiz başaracağız...

  Bu yazı 8907 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
Henüz anket oluşturulmamış.
LİNKLER
resmi ilanlar
Yukarı