Türkiye’de, maalesef, işin içinden kolayca sıyrılmanın yolu

 Tarih: 19-12-2018 20:34:40
Sözlerimin başında, 13 Aralık’ta, Ankara Yenimahalle’de yaşanan yüksek hızlı tren kazasında hayatını kaybetmiş vatandaşlarımıza Allahtan rahmet, yakınlarına ve aziz milletimize sabırlar diliyor, kazada yaralanan kardeşlerimize de acil şifalar diliyorum.

Bu kaza maalesef yüksek hızlı tren kazası olarak ne ilktir, ne de bu aymazlık ve vurdumduymazlıkla son olacak gibi gözükmektedir.

2004’te Pamukova’da 41, yine aynı yıl Kocaeli’de 8, 2008 de Kütahya’da 9, 2018’de Çorlu’da 25, yine aynı yıl Ankara’da 9 vatandaşımız tren kazalarında hayatını kaybetmişlerdir.

En güvenli toplu ulaşım araçlarından birisi olan demiryolu taşımacılığında, meydana gelen bu kazaların ana sebebi AK PARTİ hükümetlerinin bürokratik mevki ve koltukları ehliyet ve liyakat esasına göre değil, sadakat esasına göre dağıtmasıdır.

Türkiye’de, maalesef, işin içinden kolayca sıyrılmanın yolu; “Konu derinlemesine araştırılıyor” gibi bir beylik demeç verip, kenara çekilmektir. Bu kez Sayın Bakan, aymazlığı o denli ileri götürmüştür ki, yetkililerin “Sinyalizasyon yetersizdi” tespitlerine “Olmazsa olmazlardan değil” diye cevap vermiştir.

Böyle çarpık bir anlayışa sahip olan Ulaştırma Bakanının, milletimizden derhal özür dileyip, istifa etmesi, bulunduğu makamın sorumluluğu gereğidir.

Hükümetin konunun üzerine ciddiyetle gitmesini, bundan sonra bu tür elim kazaların yaşanmaması için tedbirler üretmesini beklediğimizi ifade ediyoruz.

Milletimizin istediği de budur.

 

 

 

Değerli basın mensupları!...

Herkesin bildiği üzere, bütün rejimlerde iktidar olur, sadece demokrasilerde muhalefet vardır. Muhalefetin özgür olması demokrasinin kalitesini gösterir. Kaliteli demokrasinin vazgeçilmezi de, basın hürriyetidir.

Tüm çağdaş anayasalarda olduğu gibi bizim anayasamızda da, 28.madde; “Basın hürdür, sansür edilemez” dedikten sonra, “Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır” şeklinde, devleti yönetenlere bir sorumluluk yüklemektedir.

Maalesef iktidar, Anayasanın kendisine yüklediği bu sorumluluğun bilincinde değildir.

AK PARTİ’li yıllar, basın hürriyetinin yok edildiği, baskı altına alınıp tek sesli hale getirildiği, gazetecilerin tutuklandığı ve halkımızın haber alma hürriyetinin engellendiği yıllar olarak anılacaktır.

Bu antidemokratik uygulamalar Türk demokrasisinin sorgulanmasına ve evrensel kabullerden uzaklaşmasına sebep olmaktadır.

Siyasi tarihimizin her döneminde, gazetecilerle, televizyon muhabirleriyle geçinemeyen liderler olmuştur. Ama hiçbir hükümet meydanlarda basın emekçilerine, gazete ve televizyonculara tehditler savurup, parmak sallamamış, millete hedef göstermemiştir.

Son olarak FOX TV de haber programı sunan Sayın Fatih PORTAKAL’ın meydanlarda tehdit edilmesi, Sözcü gazetesine ve yazarlarına “FETÖ suçlaması” ile davalar açılması, iktidarın demokrasiye bakış açısını ve hangi haleti ruhiye ile devleti yönettiğinin işaretlerini vermektedir.

Sözcü yazarları NECATİ DOĞRU ve EMİN ÇÖLAŞAN’ın FETÖ cülükle suçlanmaları siyaset bilimi adına trajikomik, ülkemiz adına da son derece dramatiktir.

Sayın Cumhurbaşkanının kendisinin de ifade ettiği gibi FETÖ ile mücadelede at izi ile it izi birbirine karışmıştır. Bu yanlışlar, Türkiye’nin FETÖ ile mücadelesinin yanlış değerlendirilmesine ve bunun muhalefete karşı bir sindirme ve baskı aracı olarak kullanıldığı algısının oluşmasına sebebiyet vermektedir. Özellikle yurtdışındaki Türkiye aleyhtarlarının arayıp da bulamadığı fırsat tam da budur.

Defalarca uyardık. FETÖ ile gerçek anlamda mücadele bu karanlık yapının siyasi ve iktisadi ayağının ortaya çıkarılması ile mümkündür. Ancak İYİ PARTİ olarak meclise verdiğimiz araştırma önergelerine sahip çıkılmamış, bilindiği üzere AK PARTİ ve MHP nin oyları ile reddedilmiştir. Bu tablo AK PARTİ hükümetinin bu mücadelede samimi olmadığını göstermektedir.

 

 

Değerli basın mensupları!...

AK PARTİ hükümetlerinin, uyguladıkları yanlış ekonomi politikaları sonucu oluşan ekonomik kriz reel sektör üzerindeki tahribatını artırarak sürdürmektedir. Ekonomimizde yaşanmakta olan ve 2019’da daha da şiddetleneceği öngörülen küçülme ve kredi faizlerinin % 40 lara ulaşması doğal olarak işletmelerin finansal dengesini bozmakta ve taahhütlerini yerine getirememesine sebep olmaktadır.

Her gün katlanarak artan iflaslar, konkordatolar, ödenmeyen senetler ve karşılıksız çekler bankacılık sektörünü olumsuz etkilemeye başlamıştır.

Buradan hükümeti uyarmak istiyorum.

Kalıcı ve gerçekçi tedbirler alınmadığı takdirde reel sektördeki bu çöküş en geç bir yıl sonra bankacılık sektöründe istenmeyen sonuçları doğuracaktır.

Enflasyonun % 20 lerin üzerinde seyretmesi, durgunluğun hüküm sürmesi Türk ekonomisini resesyona sürüklemektedir.

Günü kurtarmaya yönelik pansuman tedbirler, orta vadede ekonomideki problemlerin artmasına ve topluma maliyetinin daha da büyümesine sebep olacaktır.

Ekonomide güven esastır. Ekonomiyi yönetenler iç ve dış piyasaya güven veremiyorlarsa, alacağı tedbirlerin olumlu sonuç vermesi de beklenemez.

Ekonomiler, kayınpeder-damat ilişkisiyle değil, birbirini tamamlayan, uyum içinde çalışan uzman ekiplerce yönetilir.

Bugün itibariyle Türk ekonomi yönetimi, bu güveni vermekten çok uzaktır.

Ekonomide çember o kadar daralmıştır ki, önümüzdeki bir yıl içerisinde Türkiye’nin ödeyeceği dış borç miktarı 200 milyar doları aşmaktadır. 2019

ekonomik açıdan çok zor bir yıl olacaktır. Ve maalesef ekonomik krizin faturası bu krizi doğuranlarca değil, yine vatandaşlarımız tarafından ödenecektir.

Ekonomideki bu aymazlık, ülkemizi “Dönülmez akşamın ufkuna” doğru götürmektedir. Umarız “Vakit çok geç” olmaz. Yoksa millet olarak söyleyeceğimiz şarkı “Kapıldım gidiyorum, bahtımın rüzgarına” dan başkası değildir.

 

Değerli basın mensupları!...

İktidarın Fırat’ın Doğusuna ilişkin politikası bugüne kadar söylemlerden öteye gidememiştir. Söz konusu bölgenin hava hareketleri ile yapılan nokta atışlarla teröristlerden temizlenemeyeceği açıktır. Kara harekâtına geçilebilmesi için de öncelikle Menbiç’in PYD/YPG’den temizlenmesi gerekmektedir.

Menbiç’teki sözde devriyenin de bir anlam ifade etmediği görülmüştür. Türk Silahlı Kuvvetleri PYD/YPG’nin konuşlandığı Menbiç kent merkezinden uzak tutulmakta ve arazide ABD ile birlikte ancak tenezzüh devriyesi yapılabilmektedir.

İdlib ise başlı başına “Gordion Düğümü” şeklindedir. Ruslar bile “Suriye'nin İdlib kentindeki silahsızlandırılmış bölge anlaşmasını bozmaya yönelik girişimler tespit ettiklerini” ifade etmişlerdir.

Ayrıca Süleyman Şah Türbesi’nin geriye, vatan toprağına taşınması düşüncesi, tüm çağrılarımıza rağmen hayata geçirilememiştir.

Türkiye Esad mı Esed mi tartışmasını yapadursun Şam’daki yönetimin Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir ile el sıkışmış olması, rejimin Arap alemindeki konumunun pekiştiğinin işareti olarak değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla, AK PARTİ hükümetinin iç çelişki ve çatışmalarından kurtulup Şam ile el sıkışmasının zamanı gelip de geçmiş bulunmaktadır. Bu tür bir yaklaşım, nereye varacağı belli olmayan ABD’nin Suriye politikasının güdümünden kurtulunmasının da tek anahtarıdır.

 

 

 

Değerli Basın Mensupları!..

Bildiğiniz gibi demokrasinin olmazsa olmazı seçimlerdir ve seçimlerin adil, hür ve şeffaf bir ortamda yapılması son derece önemlidir.

Bunun için yasalarımızda bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bir ihtiyaç olduğu takdirde, seçimlerle ilgili diğer düzenlemeler, Yüksek Seçim Kurulunca yapılmaktadır.

30 Nisan 2018’de, Yüksek Seçim Kurulu, 332 No lu kararıyla yürütmenin başı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekillerine, yaptıkları yurtiçi gezilerinde, seçim propagandasıyla ilgili bazı sınırlamalar getirmiştir.

24 Haziran’da, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesiyle Başbakanlık makamı kaldırılarak, yürütmenin başının Cumhurbaşkanı olduğu kabul edilmiştir.

Sistem değişikliği sonrası Yüksek Seçim Kurulunun, 31 Mart seçimleri için yeni bir düzenlemeye gittiğini ve bu düzenlemede seçim yasaklarına uyması gereken makamlar arasında Cumhurbaşkanını saymayarak, dışarıda bırakmaya hazırlandığını görüyoruz.

Yeni sistemde yürütmenin başı Cumhurbaşkanıdır. Seçim yasaklarına aynı zamanda bir partinin genel başkanı olan Cumhurbaşkanın da uyması zaruridir. Aksi takdirde adil bir seçim ortamından bahsedilemez.

Bu düzenleme, diğer partiler aleyhine ve serbest rekabet ortamına büyük zararlar verecektir.

Yüksek Seçim Kuruluna seçim yasaklarına uyması gereken kişiler arasında Cumhurbaşkanının da bulunması gerektiğini ve bu eşitsizliğe mahal vermemesini önemle hatırlatıyoruz.

  Kaynak: KANAL HABER AJANSI   Bu haber 128 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  DİĞER İYİ PARTİ HABERLERİ
Henüz anket oluşturulmamış.
resmi ilanlar
Yukarı