İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener'in, 30 Nisan Grup Konuşması

 Tarih: 30-04-2019 11:24:20
Değerli milletvekilleri, kıymetli misafirler, sevgili gençler, değerli basın mensupları, Sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

İktidar tetikçisi olmayan, bağımsız ekranlardan ve sosyal medyadan bizi izleyen bütün vatandaşlarımıza da muhabbetlerimi sunuyorum.

 

Yerel seçimlerden sonra, gazi meclisimizde yeniden birlikteyiz.

Bizi tekrar buluşturan Allah’a hamdüsenalar olsun.

 

 

Aziz milletim;

Seçim sürecinde ve sonrasında yaşananlar, hukukun, demokrasinin ve millet iradesinin önemini bir kez daha gözler önüne serdi.

 

Sesimizi kısmak, milletimizle iletişimimizi kesmek için ellerinden geleni yaptılar.

 

Herkes şunu bilmeli ki; biz, bir yolunu bulur ve Türkiye’ye dair hayallerimizi anlatırız.

 

Ama ülkemizin gerçeklerini, milletimizin dertlerini ve Türkiye’nin nasıl İYİ olacağını, milletin meclisinde dile getirmek,

mecliste milletimizin sesi olmak, ayrı ve paha biçilmez bir imkandır.

 

Bu çatı, millet egemenliğinin çatısıdır.

Dolayısıyla bizim için çok kıymetlidir.

 

Bunu her fırsatta dile getireceğiz.

 

Bu vesileyle, bize bu gücü veren aziz milletimize şükranlarımı sunuyorum.

Bize bu günleri nasip eden Rabbimize şükürler olsun.

 

 

Değerli milletvekilleri;

 

Türkiye günlerdir bir yavrumuzun kaybını konuşuyor.

Sorulara cevap arıyor.

11 yaşındaki, Rabia Naz Vatan kızımızın hayatını kaybetmesinden sonra yaşananları biliyorsunuz…

 

11 yaşındaki bir yavrunun ölüm raporuna intihar yazdırılan bir ülke olduk.

Ancak konuşuldukça ve tanıklar dinlendikçe olayın seyri değişti.

Evladı için çırpınan bir baba, akıl hastanesine sevk edildi.

 

Olayın seyri değişince, dava dosyasına erişim yasağı getirildi.

Buradaki vicdansızlığı anlamak için, anayasa bilmeye gerek yok, kanun bilmeye gerek yok.

Bu düpedüz insanlığın ayaklar altına alınmasıdır.

 

Yargının iktidar güdümüne sokulmasının ülkemizi getirdiği nokta işte budur.

 

Sormak isterim; Kimler kimleri korumaya çalışıyor?

Kim, neyin üstünü örtmeye çalışıyor?

 

Bu sorular elbette cevap bulacak.

 

Ama bugün, mahkemeye elini sokmaya çalışanlara, peygamber efendimizin şu sözünü hatırlatmak isterim;

“Zayıf olanlar suç işlediğinde onları cezalandıran, ama güçlü ve hatırlı kişilerin suçunu cezasız bırakanlar helak olurlar…”

 

Dün Fatih'leri yargılayan Türk mahkemelerinin, bugün içine düşürüldüğü durum utanç vericidir.

 

Millete bunları yaşatmaya kimsenin hakkı yok.

Yargının içinden elinizi çekin.

Hakimleri, delillerle ve vicdanlarıyla baş başa bırakın.

 

Bir başka kanayan yaramız da taciz, çocuk istismarı ve kadına şiddet.

 

Son olarak, İstanbul Küçükçekmece’de 5 yaşındaki yavrumuzun başına gelenler malumunuz…

Yavrumuzu ve ailesini ziyaret ettim.

Allah hiçbir evladımıza, hiçbir anne-babaya bu acıyı yaşatmasın.

 

Bir babaanne olarak, 5 yaşında bir evladımıza bunu yapanların nefes almasını bile zul sayıyorum.

 

Bu konularda, gerçekten caydırıcı adımların bir an önce atılmasını istiyoruz.

İYİ Parti olarak, Türk Ceza Kanunu’ndaki ilgili maddelerde değişiklik teklifimizi verdik.

 

Buradan meclisteki partilere bir çağrı yapıyorum:

Gelin bu alçaklarla ilgili cezaların en üst seviyeye çıkarılması için iş birliği yapalım.

Kardeşlerim;

 

Milletimizin canını acıtan, gururunu inciten elim olayların ardı arkası kesilmiyor.

1915 yılında yaşanan olaylarla ilgili, uluslararası girişim ve açıklamalar da bunlardan birisi…

Biliyorsunuz, her yıl nisan ayında, bazı ülkeler, 1915 yılında yaşananlarla ilgili olarak Türkiye’yi karalayıcı, suçlayıcı kararlar almayı alışkanlık haline getirdi.

 

“Amerika’daki konuşmada şöyle denilmiş…”

“Fransa şu kararı almış…”

 

Bunların hepsi fikrimizde ve vicdanımızda hükümsüzdür.

Tarih bütün hakikatiyle ortadadır.

Soykırım iddiaları yalandır, iftiradır!

 

İktidarın bu iftiralara karşı bugün gösterdiği duruşu da takdir ediyor ve destekliyoruz.

 

 

Ama bu gelişmeler üzerinden Ermeni vatandaşlarımızın ima yoluyla bile incitilmesine, asla müsaade etmeyiz.

 

Bir kez daha belirtmek isterim ki, İYİ PARTİ olarak, elbette içeride siyasi rekabetimizi sürdürürüz.

Ama dışarıdan Türkiye’ye parmak sallanmasına asla rıza göstermeyiz.

 

Elinde hala Cezayirli Müslümanların kanı olan Fransa’nın küstahlıkları, artık bardağı taşırmıştır.

 

8 Mayıs'ın Cezayir Katliamını Anma Günü olarak kabul edilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kanun teklifimizi verdik.

Bütün partilerin konuya hassasiyet gösterip onay vermelerini bekliyoruz.

 

Çünküsüreç gösteriyor ki, Türk devleti bu konuda çok daha somut ve kararlı adımlar atmalıdır.

 

Değerli dava arkadaşlarım,

 

Bu hafta bir ölüm haberi çok konuşuldu.

Memleket evlatlarının, 12 Eylül döneminde, Mamak’ta yaşadıkları hepimizin malumu.

Kara Eylüllerde, hücrelerde, işkencelerde cefa çekmiş, can vermiş insanlarımız var.

 

Dönemin cezaevi komutanı Raci Tetik’in ölüm haberi üzerine, o karanlığı yaşamış, o zulmü yaşamış yüzlerce insanın gözleri belirdi zihnimde.

 

Beddua etmiyorum.

Şu olsun, ya da bu olsun da demiyorum.

O Allah’ın bileceği iş.

Biliyor ve inanıyorum ki, O’nun terazisi şaşmaz…

 

Kul hakkıyla dilimin ucuna gelenleri söylemekten imtina edip, kendisini, o yüce divanın adaletine,

Allah’a havale ediyorum.

 

 

Aziz Milletim, değerli misafirlerimiz;

 

Yalan, iftira ve tehditle yürütülen bir seçim dönemi yaşadık.

Öncelikle, seçim sonuçlarının, ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Hangi partiye oy vermiş olursa olsun, sandığa gidip iradesini beyan eden bütün vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum.

 

Muhtar, belediye meclis üyesi, il genel meclisi üyesi ve belediye başkanı olarak seçilen, bütün kardeşlerimi de, parti ayrımı gözetmeksizin, tebrik ediyor ve başarılar diliyorum.

 

Seçildikleri görevlerde, milletimize hayırlı hizmetlerde bulunmalarını temenni ediyorum…

 

İktidar partilerinin, seçim kampanyasında kullandıkları dili, ve uyguladıkları stratejiyi gördük.

Ekonomiyi konuşturmamak için, seçim meydanlarını bir savaş alanına çevirmek istediler.

CHP ile yaptığımız güçbirliğini bir terör ittifakı gibi sunmaya kalktılar.

Sayın Temel Karamollaoğlu’yla benim, Kandil’le sözleşme imzaladığımızı söyleyebilecek kadar alçaldılar.

Bize iftira ederek, hayat pahalılığını unutturabileceklerini sandılar.

 

Oysa onların yalanlarıyla, milletimizin ve ekonominin gerçeklerini perdelemek mümkün mü?

Ekonomiden anlamayan Bakan’ın kayınpederi, ve ortağı, yaptıkları her konuşmada iftirada ve hakarette adeta yarıştılar…

 

Türk Milleti’nin bir bölümüne, illet, zillet, terörist, adiler gibi yüzlerce iftira ve hakaret havada uçuştu.

 

Ülkenin Cumhurbaşkanı, çarşıda, pazarda, tarladaki vatandaşlarını teröristlikle suçladı. Yetmedi, kendine oy vermeyenleri de terörist ilan etti.

 

 

Ama Iğdır ve Ahlat'taki duruşumuz, bütün bu tuzakları boşa çıkardı.

 

Onlar medyalarına ve manşetlerine güvendiler.

Biz Allah'a sığındık ve milletimize güvendik.

İftiralarına karşı, yüzlerine ayna tuttuk.

 

Yine bir tuzak kurdular, ama tuzakları ayaklarına dolandı.

Bizi bir çukura itmek istediler, o çukura düşmedik.

 

Biz milletimizle kucaklaştık.

Gözlerinin içine baktık.

Seçmen, siyasetçinin velinimeti olacak dedik.

O kulağı çekin dedik.

Anne terliği atın dedik.

Ders verin dedik.

 

31 Mart akşamı gördük ki, milletimiz İYİ PARTİ’ye ve millet ittifakına itibar etti.

Nifak değil, birlik kazandı.

Fitne değil, kardeşlik kazandı.

Düşmanlık değil, sevgi kazandı.

İftira değil, iyilik kazandı.

Tehdit değil, cesaret kazandı.

 

Tenceresi kaynamayan kadınlar kazandı.

İş bulamayan gençler kazandı.

Ekmeği çalınan babalar kazandı.

Ürünü para etmeyen çiftçiler kazandı.

Siftah yapamayan esnaf kazandı.

Maaşı kuşa dönen işçiler, memurlar ve emekliler kazandı.

Saraya takılan EYTliler kazandı.

 

Kafasına çay atılanlar kazandı.

Varlık kuyruğu denilerek alay edilenler kazandı.

Abdullah Uçarlar kazandı.

Asiye Teyzeler kazandı.

 

Fikri ve vicdanı ayaklar altına alınan milliyetçiler kazandı.

“Fatiha bilmez” denilen ülkücüler kazandı.

 

“Yeter artık” diyen demokratlar kazandı.

“Biz sizinle Müslüman olmadık. Kalu beladan beri, elhamdülillah Müslümanız” diyen dindarlar, muhafazakârlar kazandı.

Kısacası İyiler kazandı.

 

Doğusuyla batısıyla,

Kuzeyiyle güneyiyle,

Açığıyla kapalısıyla,

Zenginiyle yoksuluyla,

Millet kazandı millet…

 

Dün PKK’yla kol kola girip hendeğe sürükledikleri devleti, o hendeklerden canıyla kanıyla çıkaran millet kazandı.

Fetö’ye teslim ettikleri devleti, 15 Temmuz’da sokaklardan toplayan millet kazandı.

Ve onların tabiriyle, Tek millet değil; TÜRK MİLLETİ kazandı!

Aziz Milletim,

Seçimin kazananı her ferdiyle bütün Türkiye'dir.

Kaybedeniyse, düşmanlık dilidir.

 

Ak Parti’ye oy veren kardeşlerimiz kaybetmemiştir.

MHP’ye oy veren kardeşlerimiz kaybetmemiştir.

 

Millet ittifakına oy verenler de,

Cumhur ittifakına oy verenler de,

Bu aziz milletin onurlu, şerefli evlatlarıdır ve kazanan daima millettir.

 

Oyunu kullanıp iradesini beyan eden hiçbir vatandaşımız, hiçbir kardeşimiz kaybetmemiştir.

 

Kaybedenler, yeni bir hendek siyaseti kurup bizi birbirimize düşman etmeye kalkışanlardır.

Kaybedenler, bu defa iktidar eliyle, milletin tam ortasına bir hendek kazanlardır.

Kaybedenler, kendini milletten büyük sananlardır.

 

 

Milletimiz, bölücülüğü, bir kez daha açmaya çalışılan hendekte boğdu.

Milletimiz, kendini yenilmez sananlara en güzel dersi verdi.

“KİBİRLENME PADİŞAHIM, SENDEN BÜYÜK ALLAH VAR ALLAH” dedi.

 

Aziz Milletim,

 

31 Mart’tan itibaren artık yalan, iftira ve tehditle seçim kazanma dönemi kapandı.

 

Muhalefet etmeyi, her eleştiriyi suç sayıp, siyaset alanını daraltarak netice alma dönemi kapandı.

 

Bu sonuçlarla Türkiye’de siyaset yeniden başladı.

İYİ PARTİ olarak düşmanlık diline karşılık vermeyişimiz,

82 milyonun birliğini ve kardeşliğini ısrarla vurgulayışımız,

Her seçimde tıkır tıkır işleyen taktiği bozdu.

 

Devlet gücüyle siyaseti tanzim etme dönemi bitti,

Millet iradesini esas alan, sivil siyasetin önü açıldı.

 

31 Mart’la birlikte, iktidar partilerinin kullandığı dilin, ne kadar tehlikeli olduğu da ortaya çıktı.

 

Kendilerine sormak isterim:

Ankara, İstanbul, Adana, Antalya başta olmak üzere, nüfus bakımından ülkenin yarısını, teröristler mi yönetecek şimdi?

Hani ilk işleri PKK’nın isteğiyle kaldırılan Türkiye Cumhuriyeti ibaresini, yeniden tabelalara yazmak olan şu teröristler…

 

Sizin laflarınıza bakılırsa, Türk milleti teröristleri mi tercih etti?

 

Bu millete bu kötülüğü nasıl yaptınız bilmem ama, söyleyin, üç-beş belediye için, bu kadar tehlikeli sözler etmenize değdi mi?

Bu aziz millete bu kadar bühtan edilir mi?

Türk Milletine böyle bir iftira atılabilir mi?

 

Böyle bir devlet anlayışı olabilir mi?

 

Seçim kampanyası boyunca “beka beka” dediler. Bir yerel seçimi Türkiye’nin var olma-yok olma meselesi diye anlattılar.

 

N’oldu peki?

Ülkemiz işgal mi edildi?

Ezanımız mı sustu?

Bayrağımız mı indirildi?

 

Sorarım; İftiralarınızdan geriye ne kaldı?

 

Ben size söyleyeyim, geriye ne kaldı biliyor musunuz?

İçini boşalttıkları bir beka kavramı kaldı.

 

Türkiye’nin en büyük şehirlerinde kaybettikleri belediyeler,

ve mahşerde verecekleri hesap kaldı…

 

Aziz Milletim,

Şimdi gelelim bitmeyen İstanbul seçimine…

 

Öncelikle şunu söyleyeyim:

İstanbul sonuçlarını bir türlü kabullenememesi gösteriyor ki, Ak Parti’de bir tükeniş korkusu yaşanıyor…

 

Oysa milli irade korkulacak değil, el üstünde tutulacak bir gerçektir.

 

Sonuçtan bağımsız olarak, bu sürecin kendisi bile, demokrasi tarihimizde, kara bir leke olarak yer alacaktır.

 

Şuyu vukuundan beter senaryolarla, milletin sandığa güveni örselenmektedir. Türkiye’ye yapılacak en büyük kötülük de budur.

 

Milletin sandıktan umudu kestiği yerde, fırsat kollayan tezgahlara gün doğar…

 

Akla mantığa sığmayan hezeyanlara artık Ak Partililer bile isyan etmektedir.

 

Seçim gecesi Anadolu Ajansı’nın veri girişini kesmesiyle başlayıp, tekrar tekrarsayımlarla ve iptal çabalarıyla devam eden bu süreç, açıkça söylüyorum, milli iradeye karşı bir kumpas denemesidir.

 

Seçim gecesi, sonucu kabul ettiğini ima eden sayın Erdoğan’a sormak istiyorum:

 

Kulağınıza kim ne fısıldadı da, süreci bu hale getirdiniz?

Nasıl bir senaryo yazıldı da, balkondaki mutedil dilinizi terk edip, 28 Şubat muktedirlerinin dilini benimsediniz?

 

Yapmayın.

Ülkemize ve milletimize bu kötülüğü yapmayın.

 

İstanbul seçimlerine, demokrasi ve hukuk dışı bir müdahale, yalnız Millet İttifakı’na oy vermiş vatandaşlarımızı değil,

Cumhur ittifakına oy vermiş vatandaşlarımızı da rencide eder.

İradesini beyan etmiş milletimizin tamamını rencide eder.

 

Bu tür bir oyun, size verilen oyları da gayrı meşru kılar.

 

Tekraren söylüyorum; Ülkemize ve milletimize bu kötülüğü yapmayın…

Aziz Milletim, değerli milletvekilleri, sevgili gençler;

 

Siyasetin mahkeme kararlarıyla tanzim edilemeyeceğini en iyi bilmesi gereken kişi, Sayın Erdoğan’dır.

 

Milletin iradesiyle geldiği İstanbul Belediye Başkanlığı’ndan, 28 Şubatçılar tarafından, bir mahkeme kararıyla uzaklaştırılmıştı.

 

Ama bu aziz ve gazi millet, mahkeme kararının adil olmadığını biliyordu.

Bu yüzden de milletimiz, “muhtar bile olamaz” manşetlerini boşa çıkarıp, kendisini Başbakan, Cumhurbaşkanı yaptı.

 

İktidarın başı bilmelidir ki; atadığı hakimlere aldıracağı bir iptal kararını,

 

milletimiz asla kabul etmez.

 

Bununla da kalmaz, ilk seçimde kendisini sandığa gömer.

 

Kendisine tavsiyem, bir mağdur olarak başladığı siyasi hayatını, hak yiyen bir zalim olarak bitirmemesidir.

 

Bu süreç Türkiye’ye fazlasıyla zarar vermiştir, ve artık sona ermelidir.

Söz de, karar da milletindir…

 

Sonuç, milletin vicdanında tescil etmiştir;

Sayın Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçilmiştir.

 

Bunun dışında bir karar, siyasi gaspçılık olur.

 

Buna ne biz,ne de aziz milletimiz müsaade etmez.

 

İftiracı borazan medya üzerinden yürütülen kampanya, bu süreci asla meşru hale getirmez, getiremez.

 

Millet iradesine karşı koyabilecek bir güç olsaydı, aktörlerinin iddia ettiği gibi, 28 Şubat bin yıl sürerdi.

Hakikate karşı manşetlerin bir hükmü olsaydı, Sayın Erdoğan muhtar bile olamazdı.

 

Tarih Sayın Cumhurbaşkanı’nı bir yol ayrımına getirmiştir:

Ya milli iradeyi tanımayan, 28 Şubat’ın muktedirleriyle anılacak, ya da milletin kararına boyun eğecek…

 

Darbeci Kenan Evren bile seçimlerde horoz partisi için çalışmasına rağmen, rahmetli Özal kazandığında, görevi vermemek gibi bir yola girmemişti.

 

Kendisine milletin adamı diyen Erdoğan’ın, Kenan Evren’i bile sollayacak bir işe kalkışmasını millet affetmez.

Kendi iradesine ipotek koymaya kalkanları cezasız bırakmaz.

 

Her kemalin bir zevali vardır. Düşmez kalkmaz bir Allah’tır.

 

 

Kibirden vazgeçin ve aziz milletimizin kararını kabul edin.

 

Aziz Milletim,

 

Ak Parti sözcülerinin sürekli “kararı YSK verecek” şeklindeki açıklamaları da bir yanıltmacadır.

 

Kararı millet vermiştir.

 

YSK emir ve talimatla milletin kararını değiştiremez.

Artık iyice anlaşılmıştır ki, maksat hak aramak değil, halkın iradesini araklamaktır.

 

Bilinmelidir ki, milletin kararı,

Etrafından dolaşılacak çalı değildir.

Hukuk ve demokrasi, işinize gelmediğinde raydan çıkaracağınız tren değildir.

Süreci uzatarak vicdanları uyuşturamazsınız.

15 Temmuz’da değil, ondan bir yıl önce, milletimizin talimatına sırt çevrilerek, 7 Haziran 2015 gecesi kurulmuş olan,Cumhur İttifakı’nın sayın genel başkanlarına hatırlatmak isterim ki:

Demokrasiye ve millet iradesine çelme takarak, ikinci bir 7 haziran – 1 kasım hayali kurmak “tam kanunsuzluk”tur.

 

Muhalefet partilerinin nerdeyse bütün itirazlarını reddederken, Ak partinin usulsüz itirazlarını bile kabul eden YSK, süreci uzatarak iptal stratejisinin bir parçası olmaktan vazgeçmelidir.

 

Yüksek Seçim Kurulu üyelerini, vicdanlarına ve adalete kulak vermeye çağırıyor ve uyarıyorum:

Unutmayın ki bugün size baskı yapanlar, yarın devran döndüğünde, sizi ortada bırakırlar.

 

Ve hakkını gasp ettiğiniz aziz milletin huzuruna çıkacak yüzünüz kalmaz.

 

 

 

Aziz Milletim,

 

Seçimlerde kimse kimseden tapulu mülkünü almadı.

Herhangi bir şeyin rövanşı alınmadı.

Ak Parti’ye ya da MHP’ye oy veren kardeşlerimize karşı bir zafer kazanılmadı.

 

Seçimlere bu gözle bakamayız.

Millete ait olan kurumları kimin yöneteceğine millet karar verir.

 

Sayın Cumhurbaşkanı’nı seçen de millettir.

Sayın İmamoğlu’nu, Sayın Yavaş’ı seçen de millettir.

 

Millet ittifakının kazandığı yerlerde de,Cumhur ittifakının kazandığı yerlerde de, kararı veren millettir. 

 

“Topal ördek” benzetmesiyle, Millet ittifakının kazandığı belediyeleri tehdit etmek, ülkenin yarısını cezalandıracağını ima etmek, Cumhurbaşkanı’na yakışmaz.

 

Değerli dava arkadaşlarım,

 

Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu nefret dili için hayli beslendiği ortağı, geçtiğimiz günlerde birtakım değerlendirmelerde bulundu:

 

“Türkiye Venezuela olmayacak” dedi…

 

Doğrudur. Türkiye Venezuela olmayacak.

Ama Türkiye, Kuzey Kore de olmayacak.

Buna müsaade etmeyeceğiz.

 

MHP Genel Başkanı’nın “İllerde seçilen başkanlar ilçe belediye başkanlarını atasın” önerisiyse, sadece ideolojik bir savruluş değil, aynı zamanda ülkeyi eyaletlere bölmenin altyapısını oluşturacak bir tekliftir.

 

Lafta memleketin bekasını, gerçekte koltuklarının bekasını öne koyanların

 

geldiği nokta işte budur.

 

Aziz Milletim, değerli milletvekilleri, sevgili gençler;

 

Haftalardır “seçmen ne mesaj verdi” diye tartışmalar yürütülüyor.

 

Sandıktan iktidara verilen mesajlar gayet açıktır:

 

İllet, zillet, terörist dediğiniz milletten özür dileyin ve helallik isteyin.

 

Millete parmak sallamayın, tehdit etmeyin.

 

İftiralarına artık kimsenin inanmadığı, ahlaksız medya yapılanmasını beslemekten vazgeçin.

 

Millete “terörist” diyen İçişleri Bakanı’nı, millete “adiler” diyen Tarım Bakanı’nı ve milletin başına bela ettiğiniz damadı görevden alın.

 

Sonra da ehil isimlerle çalışarak ekonomiyi yoluna koyun.

Hayat pahalılığına, geçim darlığına çare bulun.

 

Adil olun.

Ayrımcılık yapmayın.

Kamplaştırma siyasetine son verin, ve herkesin Cumhurbaşkanı olun.

 

Biz size ülkenin tapusunu değil, yönetme yetkisini verdik.

Siz “sahip” değilsiniz, biz de kunta kinte değiliz.

Siz ağa değilsiniz, biz de sizin marabalarınız değiliz.

 

MİLLETİZ BİZ, MİLLET.

 

Devletin bekası size bağlı değil.

 

Allah hayırlı ömür versin ama, hepimiz bugün varız, yarın yokuz.

Türk devletiyse, sizden önce de vardı, sizden sonra da var olacak.

İlelebet payidar kalacak.

 

Öfkeye, nefrete, düşmanlığa son verin.

Huzur için, refah için, adalet için az konuşun, çok çalışın. 

Doğru iş yaparsanız millet yanınızda durur.

 

Biz de İYİ PARTİ olarak, doğrunuza doğru deriz.

Milletin hayrına yapacağınız işlere destek veririz.

Ama her yanlış adımınızda da karşınızda dururuz.

 

Milletin iradesine saygı gösterin.

Milletin sesine kulak verin.

 

Sayın Cumhurbaşkanı’nın millete kızmaya hakkı yoktur.

Çünkü golü ortağından yemiştir.

 

Ankara’yı kazanmak için yaptığı ittifak İstanbul’u da kaybettirmiştir.

 

Ortağı bu aziz millete “illet, zillet” diyerek bir çukur kazdı.

Sayın Erdoğan da, o çukura bizi itmeye çalışırken, kendisi düştü.

Bütün mesele budur…

 

Seçimden sonra bir kez daha anlaşılmıştır ki, Cumhur ittifakında davul sayın Erdoğan’ın omuzunda, ama tokmak ortağındadır.

 

Bu normalde sadece kendilerini ilgilendiren bir durumdur.

Ama görüyoruz ki bu yol-yordam, artık Türkiye’ye zarar vermeye başlamıştır.

 

Çatışma ve provokasyon dili yüzünden, Türkiye’nin ana muhalefet lideri linç girişimine maruz kalmıştır.

 

Linç girişimi başlı başına vahim bir hadiseyken, bunun bir parti genel başkanına, üstelik de şehit cenazesinde yapılması, olayın vehametini arttırmaktadır.

 

Linç girişiminin devamındaki gelişmelerse, Türkiye’nin iktidar eliyle bir uçuruma sürüklenmeye çalışıldığını gösteriyor.

 

Hatırlayın, bu zihniyetin yönlendirdiği bir grup şuursuz, gece vakti kapıma dayanıp evimi basmıştı.

Beraat ettiler!

Sayın Kılıçdaroğlu’na yumruk atan şuursuz, serbest bırakıldı!

Bir de, elini öpen kendi gibi şuursuzlarla fotoğraf çekildi, yaptığı işle gururlandı.

 

Tivit atanı tutuklayıp, yumruk atanı salıvermek, hukukun paspas edilmesidir.

 

İnek hırsızından kahraman çıkarmaya çalışmak, ahlak çöküntüsüdür. 

 

“Ne işi vardı orada” diyerek, üste çıkmaya çalışmak, akıl tutulmasıdır.

 

Cumhurbaşkanı’na yakışan, şehidimizin cenazesine gidilmesini sorgulamak değil, milletin her ferdini o kahramanlarımızı uğurlamaya çağırmaktır.

 

Türkiye’de gidemeyeceğimiz yer mi var?

Türk devletini acizlik içinde göstermeye ne hakkınız var?

O çocuklar, o evlatlarımız, şu ya da bu partinin genel başkanı için değil, Allah için, vatan için, millet için şehit oldular.

 

Şehitler üzerinden milleti bölmeye kalkmak gaflettir, dalalettir.

 

Ne diyor Akif;

“Girmeden bir millete tefrika, düşman giremez,

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

 

Milleti bu kadar bölmek, düşmana davetiye çıkarmaktır.

Ak Parti’deki, sağduyu sahibi, akl-ı selim sahibi arkadaşlarımız, kamuoyu önünde olmasa bile, parti içinde inisiyatif alıp, bu düşmanlık dilini sona erdirmeyeçalışmalıdır.

Bu gidişatın kimseye faydası olmaz…

 

Oysa seçimin ardından, Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Kızgın demiri soğutalım” çağrısını, gelecek için olumlu ve ümit verici bulmuştuk.

 

Aslında ben size bir şey söyleyeyim mi;

 

Kızgındı, soğuktu, şu demiri artık bir bırakmalı…

Çok çektik demir gibi sözlerden.

 

Milletimiz bıktı, milletimiz yoruldu.

 

Ama görülüyor ki, Ak Parti içinde vesayet oluşturmaya çalışanlar, Sayın Erdoğan’ın çağrısını boşa çıkarmak, fitneyi ayağa kaldırmak istiyor.

 

Cumhurbaşkanı’nı kendi siyasi rehineleri haline getirmeye çalışan, ellerindeki medyayla apaçık provokasyon tezgahlayanlar, parti içi bir mesele olmanın ötesine geçmiş, Türkiye için bir tehdit haline gelmiştir.

 

Bunların süratle tasfiye edilmesi Türkiye’yi rahatlatacaktır.

 

Fitne ateşiyle ısınılmaz.

Yangına körükle gidilmez.

 

Bu söylemlerin bir inandırıcılığının olmadığı, 31 martta görüldü.

Aynı anlayışı sürdürerek, farklı bir netice almayı beklemek anlamsızdır.

 

Milletimiz itidal ve sükunetle, bu girişimi de boşa çıkaracaktır.

 

Sayın Cumhurbaşkanı da biraz frene basmalı, ve nereden nereye geldiğinin muhasebesini yapmalıdır.

 

İlginç olan bir şey var:

Sayın Erdoğan sürekli Cumhurbaşkanı olduğunu hatırlatma ihtiyacı duyuyor.

 

 

Eyvallah,

Biz “Cumhurbaşkanı değilsin” demiyoruz;

biz“herkesin Cumhurbaşkanı ol” diyoruz.

 

İYİ PARTİ prensip olarak kamplaştırma, ve düşmanlaştırma siyasetine son verecek her girişimi desteklemeye hazırdır.

Samimi olmak kaydıyla, Milli Birlik ve ulusal uzlaşma adına atılacak her adıma, İYİ Parti gerekli desteği verecektir.

 

Biz, “Başka Türkiye yok” anlayışıyla siyaset yapıyoruz.

Siyaseti bir çatışma alanı olmaktan çıkarmanın, milletimize yapılacak en büyük hizmet olduğuna inanıyoruz.

 

Aziz Milletim,

 

Bütün bu sayım, yeniden sayım, sondaj ve itiraz süreciyle birlikte, ekonominin durumunu gözümüzden kaçırabileceklerini sanıyorlar.

 

Bahar yağmurlarına, zam yağmurları da eklendi.

Milletin mesajını almadıkları o kadar belli ki, ete, ekmeğe, akaryakıta, akıllarına gelen her şeye zam yapıyorlar.

 

Tanzim çadırları kaldırıldı.

Soğanın, biberin, domatesin, patlıcanın fiyatı ortada.

 

Hayat pahalılığı, işsizlik artarak devam ediyor.

Markete girip eli boş çıkıyor insanımız.

Tencere kaynamıyor.

Mutfak yanıyor.

 

Şu hale bakın:

Bireysel kredilerde takibe alınan kişi sayısı 1 yılda yüzde 40 artmış.

 

857 bin kişi işini kaybetmiş.

İşsiz sayısı 1 milyon 259 bin kişi artarak, 4 milyon 668 bin kişiye çıkmış.

Ümidini kaybedip iş aramayanlarla birlikte, gerçek işsiz sayısı neredeyse 7 milyon.

 

Her üç gencimizden biri işsiz.

 

2019’da 2,5milyon kişiyi iş sahibi yapacağız dediler ama aksine işsiz sayımız arttı.

Türkiye tarihinin işsizlik rekorunu kırdılar.

Milleti aldattılar.

 

Bu arkadaşlara hak sözü hatırlatmak isterim:

“Bizi aldatan bizden değildir.”

Açlık sınırının 2107 lira, yoksulluk sınırının 6683 lira olduğu Türkiye’de, damadın çıkıp durmadan masal anlatması, milletin sinirini zıplatıyor.

 

Bu durumda Reform diye açıkladıkları paketse, milletin son birikimlerine de göz diken bir soygun paketi.

 

Damadın açıkladığı ekonomi programının özeti şudur:

İşsizlik fonuna çöktükleri gibi kıdem tazminatlarına da çökecekler.

BES’ten çıkmayı yasaklayarak tasarruf adı altında maaşlarda kesinti yapacaklar.

 

Ve bunu reform diye pazarlıyorlar.

 

İYİ PARTİ olarak bu adaletsiz, ve vicdansız uygulamaya, sonuna kadar karşı çıkacağız.

 

Hep söyledim, Türkiye o 5 müteahhidinizden büyüktür.

Yandaşlarınızın batık kredilerini karşılamak için, bankalara 28 milyar, eski parayla 28 katrilyonluk tahvil aktaracaksın,

Bunu da reform diye yutturmaya kalkacaksın.

 

Yağma yok.

 

Kaynak lazımsa, köprüye, otoyola, hastaneye, havalimanına, garanti adı altında aktardığınız paraları kullanın.

 

Bir yıl için iki köprü bir tünele, milletin 3.2 milyar, eski parayla 3.2 katrilyon lirasını verdiniz.

Kesin o paraları, milletin işini görün.

 

Nimetin beş müteahhite, külfetin vatandaşa düştüğü bu sisteme bir an önce son verin.

 

Damada hatırlatırım, BAK BURASI ÇOK ÖNEMLİ;

Ekonomi powerpoint sunumlarıyla değil, yatırımla, üretimle ayağa kalkar.

Ekonomide toparlanmanın ilk şartı, güven ortamının oluşturulmasıdır.

Hukuk ve demokrasinin olmadığı yerde, her gün bir paket açıklasanız da çare olmaz.

 

Ekonomide toparlanmanın yolu, uyduruk paketler açıklamak değil, bir an önce damadı paketlemektir.

 

Milletimizin Sayın Erdoğan’dan beklentisi ve talebi budur;

Paket açıklamayı bırakın, damadı paketleyin.

 

 

Değerli dava arkadaşlarım,

 

Her türlü engele, tehdide ve zulme rağmen birlikte cesaretle yürüdük.

İYİ PARTİ'yi elbirliğiyle buralara taşıdık,

Ülkenin kaderini değiştirdik.

 

Hepinizden Allah razı olsun.

 

İYİ PARTİ’nin önemi şu sorunun cevabıyla daha iyi anlaşılacaktır:

31 Mart’ta İYİ PARTİ olmasaydı ne olurdu?

 

Şunu unutmamak gerekir ki, mevcut siyasi aktörler 17 yıldır vardı ve sonuç hep aynı oluyordu.

17 yıldır değişmeyen tabloda bir şey değişti ve her şey değişti.

O bir şeyin adı İYİ Parti’dir. 

 

İYİ PARTİ geldi ve her şey değişti.

 

Bu vesileyle, zorlu bir süreç boyunca güçbirliğini nezaketle, özveriyle ve mutabık kaldığımız ilkeleri zedelemeden, birlikte yürüttüğümüz sayın Kemal KILIÇDAROĞLU'na ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne bir kez daha teşekkür ediyorum.

 

Bu güçbirliği sadece seçim sonuçlarını değiştirmekle kalmamış, kutuplaştırma politikalarını da boşa çıkarmıştır.

 

Değerli arkadaşlarım,

 

İYİ Parti dün de bugün de iktidarın en büyük alternatifidir.

 

Bunu ben söylemiyorum.

Bunu iktidar söylüyor.

 

Bizim büyüklüğümüzü en net şekilde nerede görebilirsiniz biliyor musunuz?

 

İktidarın gözündeki korkuda görebilirsiniz.

 

Bize karşı olan hırçınlıklarında görebilirsiniz.

 

Muhteremler benden çok korkuyorlar.

 

Aman millet Meral Akşener’i görmesin, Meral Akşener’in konuştuklarını duymasın diye var güçleriyle çalışıyorlar.

 

Seçimden sonraki hafta Sn. Kılıçdaroğlu ile ortak basın toplantıları yaptık.

 

Tüm Türkiye, İstanbul seçimlerine kilitlenmiş ve söyleyeceklerimizi bekliyor.

Bütün medya kuruluşlarının temsilcileri karşımızda.

 

Bütün canlı yayın araçları kapımızda.

Ancak malum televizyon kanalları ne yaptı?

 

Canlı yayına bağlanmak için benim konuşmamın bitmesini bekledi.

 

İşte bu kadar korkuyorlar.

 

Ama nafile, korkunun ecele faydası yok…

 

Çünkü:

İYİ PARTİ Türk siyasetinin yaşam odasıdır.

İYİ PARTİ Türkiye'ye umut verendir.

İYİ PARTİ ümitle beklenendir. 

İYİ PARTİ millet yolunu gösteren sınır taşıdır.

 

31 Mart seçimleri, bütün bu dediklerimizi teyit etti.

Geldik ve 17 yıllık düzeni değiştirdik. 

 

İYİ PARTİ tabloyu sadece sayısal olarak değil, anlayış olarak da değiştirdi.

 

Başka bir siyasi dilin mümkün olduğunu gösterdik.

 

Kamplaştırma, kutuplaştırma yöntemlerine asla müsaade etmeyeceğiz.

Ak Partiliyi İYİ Partiliye, MHPliyiCHPliye düşman etmelerine izin vermeyeceğiz.

 

En büyük gücümüz, birliğimizdir.

 

Buradan 82 milyon vatandaşıma bir çağrıda bulunuyorum:

Ezan-ı Muhammedi’yle,

Türk Bayrağı’yla,

İstiklal Marşımızla meselesi olmayan herkesi İYİ PARTİ'ye davet ediyorum.

 

“Düşün peşime” demiyorum,

“Gelin birlikte yürüyelim” diyorum.

 

İYİ PARTİ Türkiye'nin yeni buluşma noktasıdır.

İYİ PARTİ Türk Milletinin toplanma alanıdır.

 

Huzur, refah ve adalet için, gelin İYİ PARTİ'de birlikte yürüyelim.

Hukuk ve demokrasi için, gelin birlikte yürüyelim.

 

Sevgili dava arkadaşlarım;

 

Biliyorum, çok yoruldunuz.

Biliyorum, evlerinizden ailelerinizden uzak kaldınız.

 

Ama milletimize bir söz verdik.

“Türkiye İYİ olacak” dedik.

 

İyilik kervanını iktidara taşımak için, bir gün bile ara vermeden koşmaya devam edeceğiz.

 

Onlar da, bizi durdurmak için, tuzaklar kurmaya devam edecekler.

Parmak sallamaya, tehdit etmeye devam edecekler.

 

Yılmayacağız, yorulmayacağız.

Asla eğilmeyeceğiz.

 

Ve “Bismillah” diyerek, yeniden çalışmaya başlayacağız ve Allah'ın izniyle: Başaracağız! Başaracağız! Başaracağız!

 

İlteriş’ten Atatürk’e,

Dar zamanda, karanlık yollara, güneşi aramaya düşen Türklerin ilhamı,

Cenab-ı Allah’ın yardımı sizinle olsun. 

 

Yüce Allah bizi kendi huzurunda da, milletimizin karşısında da mahcup etmesin.

 

Rabbim devletimize, milletimize zeval vermesin.

 

Sağolun. Varolun.

Allah'a emanet olun.

 

  Editör: KANAL HABER AJANSI   Bu haber 146 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  DİĞER İYİ PARTİ HABERLERİ
Henüz anket oluşturulmamış.
resmi ilanlar
Yukarı